Medya iktidar şebekesi gibi

Oğuzhan Taş Ankara Üniversitesi İLEF Öğretim Üyesi
Oğuzhan Taş. Ankara Üniversitesi İLEF Öğretim Üyesi

Gezi Parkı direnişini ve bu süreçte medyanın durumunu değerlendiren Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Oğuzhan Taş, AKP’nin “ustalık dönemi” icraatlarından birisinin de “Halkın haber alma hakkının ortadan kaldırılması” olduğunu söyledi. “Ana akım medya”nın suskunluğunun yeni bir duruma işaret etmediğini vurgulayan Taş, bu tavrı “olayların üstünü örtmeye ve iktidar şebekesi içindeki konumunu korumaya dönük tutum” olarak değerlendirdi.

Medyanın Gezi direnişindeki suskunluğunu Güneydoğu’da savaşı yaşayan ve bu haksız şiddete maruz kalan toplum kesimlerinin bildiğine işaret eden Taş, “Toplumun kendi sesine aracılık etmesi gereken ve toplumun ihtiyaç duyduğu kamusal enformasyonu üretme sorumluluğu bulunan medya, bizatihi kendisi bu iktidar şebekesinin bir düğümüne dönüştüğünde demokratik işlevlerinden uzaklaşıyor. Fakat bu gerçeklik öylesine yakıcı bir durumda yeniden karşımıza dikildi ki, sanırım hakim medyanın görmezden gelme ya da geçiştirme çabası bu nedenle böylesine kanımızı dondurdu” dedi.

‘BU TUTUM KOLAY KOLAY UNUTULMAYACAK’

Gezi Parkı’nı savunan halkın medyaya yönelik protestolarını da değerlendiren Taş, bu öfkenin açık bir şekilde ana akım medyaya olduğunu, bu medyanın süreci daha başında görmezden gelirken sonradan dahil olma sebebinin ise “toplumsal meşruiyetini daha fazla koruyamayacağını anlaması” olduğunu söyledi. Taş ayrıca şunları söyledi: “Olayların gerçekleştiği yerlerden yazılı ya da görüntülü enformasyon edinebilenler, bunlarla ana akım medyanın sunduğu gerçeklik resmi arasında ciddi bir uçurum olduğunu kolaylıkla fark edebildi. Polis müdahalesinin çığırından çıktığı anlarda normal yayın akışını sürdürürken, devlet yetkililerinin manipüle edici açıklamalar yaptıkları zaman ve sokaklarda çatışmalar sürerken, insanlar hukuksuzca gözaltına alınıp, darp edilirken ekranı ‘fast- thinker’ akademisyenler, kıymeti kendinden menkul ‘kanaat önderleri’nin sıradan açıklamalarıyla dolduran, her an canlı bağlantıya geçen haber kanalları sanırım herkesin zihnine kazınmıştır. Birebir aynı manşetle çıkıp hükümete alkış tutan gazeteler de kolay kolay unutulmayacaktır.”

AKP KENDİ MEDYASINI YARATTI

Medyanın bu durumunun AKP hükümetinin üç dönemdir kendi medyasını yaratma çabalarının bir sonucu olduğunun altını çizen Taş, “Kamu hizmeti yayıncısı olması beklenen TRT’nin derin sessizliği, TMSF marifetiyle el konulan kuruluşların otoriterliğe yönelik açık desteği, cemaat gazete ve kanallarının iktidarın nimetlerine kavuşmuşken bile ‘mağduriyet’ üzerinden özgürlük düşmanlığına soyunması hükümetin kendi medyasını yaratma projesinin başarısını gösteriyor” dedi.

Halkın, Gezi direnişi sürecinde genel izleme alışkanlıklarının dışında kalan yeni kanallarla tanıştığını ifade eden Taş, RTÜK’ün bu kanallara yönelik ceza kararlarına da şaşırmadığını, hükümetin her türlü baskı ve şiddet aygıtını seferber ettiği noktada RTÜK’ün de hükümete destek olmak konusunda kendine düşeni yapmaktan geri kalmadığını söyledi. Süreci yayınlayan ve ceza alan kanalların kendi ideolojik bakışlarıyla olayları ele aldığını ve bunda bir sakınca görmediğini belirten Taş, “Ulusal Kanal, Halk TV, Artı Bir gibi yayın kuruluşlarının yaklaşımlarının da, olayların toplumsal anlamını ve sürecin özgürleşimci boyutunu kavrama bakımından sorunlardan kurtulduğunu düşünmüyorum” dedi.

Taş RTÜK’ün cezalarına ilişkin  şunları söyledi: “Türkiye’de geleneksel devlet refleksi, kriz durumlarında bilgiyi paylaşılabilir kılmak değil, olabildiğince sıkı bir şekilde denetlemek üzerine kurulu. Ana akım medyanın sessizliğe bürünmesi, RTÜK’ün protestoları yayınlayan kuruluşlara ceza yağdırması, AKP yanlısı medyanın süreci neredeyse bir başka hükümet başarısı olarak sunmaya çalışması bunun görünümleri. Protestoları ve direnişi yine geleneksel bir refleksle ‘dış mihraklar’la ilişkilendirmeye çalışan bir hükümetin yabancı medyayı provokatör ve manipülatör ilan etmesi kimseyi şaşırtmamış olsa gerek.”


YURTTAŞ HABERCİLİĞİ BİR KAZANIMDIR

Gezi direnişinden sonra medya alanındaki kazanımların yurttaş haberciliği pratiklerinin, büyük sermayeyle bağı olmayan haber sitelerinin, Çapul TV gibi alternatif girişimlerin popülerlik kazanması olduğunu ifade eden Taş, yerleşik medyanın ise tökezlediğini söyledi. “Artık medya sensin!” sloganıyla okur ve izleyicinin yeni iletişim kanallarına yöneldiğini belirten Taş, direniş ve protesto sürecinin temsili bakımından geleneksel medya ile yeni medya arasında büyük bir açı olduğunu vurguladı. Taş, “Asıl önemlisi birkaç kuşaktır herhalde ilk defa sokağın kendisinin hakiki bir toplumsal iletişim ortamına dönüştüğünü görüyoruz. Yaratıcı duvar yazıları, sloganlar, döviz ve pankartlar, müzikal bir işlev kazanan mutfak eşyaları, kornalar, ıslıklar, düdükler… Bunlar bize protestonun ve kolektifleşen direnişin güzelliğini hatırlattı. Gezi Parkı’na yapılmaya çalışılan müdahale, sokakları bize geri verdi” diye konuştu.


ALTERNATİF PROTESTOLAR DOĞDU

Protestoların başından itibaren olağanüstü bir çeşitlilik ve yaratıcılığa sahne olduğunu kaydeden Taş, şunları ifade etti: “Alternatif direniş ve iletişim biçimleri açısından böylesine zengin bir tabloyla karşılaşmayı kimse beklemiyordu. Hakkını aramanın ve haksızlığa karşı çıkmanın yeni yollarını göstermek, sözünü, iktidarı iktidarsızlaştıracak bir forma büründürmek, muktedirlere ironi ve mizahla karşı çıkmanın gücünü ortaya koymak bakımından son 20 gündür görüp biriktirdiklerimizin tarifi imkansız. ‘Duranadam’, polis şiddetine kısa devre yaptıran bir performans oldu. Şiddetin dozu öylesine yükseldi ki, ‘duran adam’ bu acıya tanıklık etmenin ve belki bu acı karşısında hareketsiz kalmanın, tam da bu yolla onu görünür kılmanın bir yolunu arıyor gibi. Önlerinde saygıyla duruyorum!.”


DEDİĞİM DEDİKÇİ SİYASET

Gezi Parkı protestolarını ve polisin vahşi müdahalesini de değerlendiren Taş şunları söyledi: “AKP’nin hayali bir çoğunluk desteği söyleminin arkasına sığınarak, toplumun hiçbir kesimine siyaseti yönlendirmek bakımından söz hakkı tanımadan, “dediğim dedikçi”, anti-demokratik bir siyaset yapma anlayışına geçiş. Hükümetin birçok politikasına bakıldığında Gezi direnişinin çıkışına neden aramaya gerek yok. 4+4+4 eğitim sistemi, sağlıkta güvencesizleştirme, YÖK tasarısı, anayasa ve yargı reformu çalışmaları ve torba yasalar marifetiyle yapılan sayısız yasal düzenleme tam da bu otoriter anlayışla yürütüldü ve yürütülüyor. AKP hükümeti toplumun örgütlü kesimlerine söz hakkı tanırmış gibi göründüğünde bile aslında bunu salt bir meşrulaştırma aracı olarak kavrıyor, yani dinliyormuş gibi yapıp bildiğini okuyor. Kimi zaman buna bile gerek duymadan kestirip attığı, topluma fırça çektiği ya da toplumla açıkça restleştiği örnekler de hepimizin hafızasında. Bunlara, tutuklu gazeteciler, Roboski katliamı, Reyhanlı saldırısı, kürtaj tartışması, alkol yasağı gibi örnekleri de eklediğimiz zaman karşımızdaki karanlık tablo, halkın kendi varlığına, sözüne sahip çıktığı bu direniş için başka neden aramaya gerek bırakmayacak ölçüde vahim. Fakat ‘bardağı taşıran son damla’nın Gezi Parkı müdahalesine karşı çıkış olması da sembolik açıdan manidar.”

Röportaj: Tamer Arda Erşin, 24.06.2013 Evrensel

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s