Üniversitelerimizi YÖK’e, OHAL’e ve Diktatörlüğe Teslim Etmeyeceğiz!

yok_1_0Bugün 6 Kasım! 35 yıldır bu tarih, Türkiye üniversitelerinin, akademik özgürlüğün, bilimin ve bilim insanlarının üzerine çöken bir karanlık olarak görüldü! Ancak bugün yaşananlar, o dönemin darbecilerinin dahi hayal edemeyeceği boyutlara ulaştı.

Hükümet, 15 Temmuz darbe girişimiyle mücadele adı altında ilan ettiği OHAL’i hukuksuz, keyfi uygulamalarına ve siyasi emellerine kalkan ederek demokratik değerlerin tamamıyla yok edildiği bir rejimi inşa ediyor! Türkiye’de yaşanan sivil darbenin yıkıcı sonuçları tüm toplumu olduğu gibi üniversiteleri de bir yıkıma sürüklüyor! Bugüne kadar:

  • Darbe girişiminin hemen ardından, on binlerce kamu emekçisiyle birlikte üniversitelerden de 5 bin 342 kişi görevden uzaklaştırıldı.
  • Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Türkiye’deki üniversitelerde görev yapan 1577 Fakülte Dekanının, yani tüm dekanların istifasını istedi. Üniversitelerin kurumsal özerkliği, 35 yıl sonra bir kez daha yok sayıldı.
  • 667 sayılı KHK ile hükümet, YÖK’e ve üniversite yönetimlerine soruşturma yapmaksızın işten atma yetkisi verdi.
  • 667 sayılı KHK ile 15 vakıf üniversitesi kapatıldı, bu üniversitelerde çalışan binlerce kişi bir gecede işsiz bırakıldı.
  • 1 Eylül 2016 tarihli 672 sayılı KHK ile 2 bin 346 akademisyen, haklarında hiçbir hukuki ve somut delil gösterilmeksizin ihraç edildi.
  • 674 sayılı KHK ile 13 bin 179 ÖYP’li araştırma görevlisi, bir gecede iş güvencesi ellerinden alınarak kadroları, güvencesizliğin cisimleşmiş hali olan 50/d statüsüne dönüştürüldü. Bu kişilerin bir kısmı hızla işten atıldı.
  • 18 Ekim 2016 tarihinde 2016-2017 akademik yıl açılışı Sarayda yapılarak, rektörler cübbelerine iktidar iliği açtı, üniversitelerin kurumsal özerkliği ayaklar altına alındı.
  • 29 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan 675 sayılı KHK ile 1267 akademisyen yine haklarında hiçbir hukuki ve somut delil gösterilmeksizin ihraç edildi.
  • 676 sayılı KHK ile antidemokratik olduğu için eleştirilen rektörlük seçimleri demokratikleştirilmek yerine tamamen ortadan kaldırıldı. Böylelikle rektörler ve üniversitelerin tüm birimleri doğrudan saraya bağlandı.

Bu tablo içerisinde;

  • 667 sayılı KHK ile rektörlüklere verilen işten atma yetkisiyle iki üyemiz hukuksuzca işten atıldı.
  • 1 Eylül 2016 tarihli 672 sayılı KHK ile 38 akademisyen üyemiz haklarında hiçbir hukuki ve somut delil gösterilmeksizin ihraç edildi.
  • 29 Ekim 2016 tarihli 675 sayılı KHK ile 26 akademisyen üyemiz haklarında hiçbir hukuki ve somut delil gösterilmeksizin ihraç edildi.
  • “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzaladıkları gerekçesiyle 32 akademisyen üyemiz görevden uzaklaştırıldı, yirmiden fazla akademisyen üyemiz ise sözleşmeleri yenilenmeyerek işten atıldı.

Ayrıca üniversitelerde çalışma koşulları da darbe sonrası anti demokratik düzenleme ve uygulamalardan payını fazlasıyla aldı.

  • Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına ilave olarak getirilen mülakat sistemi ile idarenin makbul görmediği, hükümete biat etmeyen kişilerin görevde yükselmesinin önü kesildi.
  • 2547 sayılı yasada rektörlere “geçici görevlendirme” yetkisi veren ve şimdiye kadar sürgün amaçlı uygulanan 13/b4 maddesi hükümleri akademisyenleri de kapsayacak şekilde genişletildi.

15 Temmuz darbe girişimini “Allah’ın lütfu” olarak görenler, üniversitelerde zaten kısıtlı olan bilimsel özgürlüğü, kurumsal özerkliği, demokratik işleyişi ve iş güvencesini tümden ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

OHAL ile inşa edilen istibdat rejiminde rektörler, ellerinde bulundurdukları aşırı yetkilerin yanı sıra, pek çok fakülteye vekil dekanlık yapmak suretiyle tek adam rejiminin üniversitedeki gölgesi haline gelmişlerdir.  Bugün üniversiteler, YÖK’ün bir talimatıyla istifa eden dekanların, valilik ve emniyet birimlerinin talimatlarını emir telakki ederek ihraç listeleri hazırlayan rektörlerin ve muhbirlik yaparak ikbal peşinde koşanların cirit attığı kurumlar haline getirilmiştir. Böylelikle liyakat ve akademik yeterliliğin yerini, yozlaşmış ilişkiler ve itaat kültürünün aldığı, artık adına üniversite denilemeyecek kurumlar inşa edilmeye çalışılmaktadır.

Hükümetin “Yeni Türkiye” vizyonuna uygun biçimde, araştırma konuları ve ders içerikleri   “uygunluk denetimine” tabii tutularak özgür ve eleştirel düşünce sınırlanmakta, kimi fakültelerde kadın ve erkek öğrenciler için ayrı derslik ve kantin uygulamasına gidilerek karma eğitim kaldırılmakta, muhalif öğrenciler üniversitelerden atılarak eğitim hakkı ellerinden alınmaktadır.

Bizler, Eğitim Sen Yükseköğretim Bürosu ve Üniversite Temsilciler Kurulu olarak, ülkeyi ve üniversiteleri, karanlığa ve yıkıma sürükleyen bu faşist politikalara teslim etmeyeceğimizi, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üyelerimizle dayanışma içerisinde olacağımızı ilan ediyoruz. OHAL ve sonuçlarının ortadan kaldırılması, insan, toplum, doğa yararına üniversite, demokratik bir ülke ve eşit, özgür bir yaşam için herkesi birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

Reklamlar